yes she is running.

anlatacak kelime bulamadığım, kelime bulsam cümle kuramadığım her şeyi zamanla, bir bir kendiliğinizden anlayın istiyorum.

onun dışında, sınav haftasında oluşumuz yüzünden gecesi gündüzü belli olmayan biz gençlerin, çarşambaları salı zannetmesi falan taktir edersiniz ki oldukça normal. mesela perşembe günleri de cumadan bahsedeceksek eğer, ''yarın'' demiyoruz, ''cuma günü'' diyoruz. çünkü biz bazı perşembeler, cuma'ya daha bir kaç gün var sanıyoruz.

o yüzden şimdi hazır bugünün cumartesi olduğunun bilincindeyim, gidip balkondan atlayacağım önce, sonra da oturup güzelce ders çalışacağım.

kalabilirseniz,
hoşça
kalmanız dileğiyle.

.diırbasdırayvırs.

son zamanlarda bindiğim bütün otobüslerde 5dk ayakta yolculuk yaptıktan sonra, sürekli olarak sadece en arka orta koltuğun boşalması (?) sonucu oraya oturuyor ve böylece otobüsteki hakimiyetimi tam anlamıyla sağlıyorum. hatta madırfakır stili otobüs süren şoförlerin yaptığı ani frenlemeler neticesinde yerimden hoplayıp, kucağımda tuttuğum kitaplarımın otobüsün koridorunda boydan boya yolculuk yapması dışında, bu şekilde her şeyin kontrolüm altında geliştiğini söyleyebiliriz. kontrol altına alamadığım konular için düğmeye basarak otobüsü istediğim durakta durdurup, inmiyor olmam hakkında ise söyleyeceğim tek şey:

otobüs şoförleri akıllı olsun, çünkü ben öyle istiyorum.
o değil de
bu film aynı bana benziyordu.

gereken önlemler bir an önce alınsın, hayal kırıklığı istemiyorum.

bence 2011 nüfus sayımında ''sokağa çıkma yasağı'' kaldırılmamalı. çünkü aramızda, nüfus sayım memuru olup kaç kişi olduklarını saymak için gideceği bir sonraki eve kadar yürürken, sokağa çıkma yasağı yüzünden bomboş olan sokaklarda istediği gibi hoplayıp zıplayarak avazı çıktığı kadar bağırmak türünden hayalleri olan insanlar olabilir.
tanrı aşkına neden kimse bunları düşünmüyor!?
açık seçik şeyler yazıyormuş burda.

çok çılgıns.

üçtür geç saatlerde metroda rastlaştığım uzun saçlı çocukla ilişkimizi bir sonraki aşamaya taşımaya karar verdim. bu yüzden bir dahaki karşılaşmamızda, bugünkü gibi beni görünce gülümseyerek gelip yanıma oturmazsa uzaktan kendisine göz falan kırpacağım.

efendi çocuklarla aramız iyi değil.

sınıftaki 'eli yüzü feci düzgün görünen' iyi aile çocukları vizelerden önce ticaret hukuku notlarımı fotokopi çektirmek isteğinde, her şeyden önce notlarımı bir kez gözden geçirmek aklıma gelseydi; derse geç kaldığım günlerden birinde kaçırdığım kısım için boş bıraktığım sayfaya daha sonra hatırlamak amacıyla ''derse geç kaldın sürtük!'' diye not almış olduğumu çok önceden farkedebilir ve fotokopiler çoğaltılıp eli yüzü feci düzgün görünen efendi gençlerin eline geçmeden birtakım şeylere engel olabilirdim.

-''allahım roket beni.''

bol kahveli üstelik.

''ne söylememi bekliyosun? bok renginde oje sürmüşsün. tanrı aşkına, o oje tırnaklarındayken hiç de ikna edici değilsin!''
dedi ve güldü.
haklıydı. çünkü onu, ojemin ''nescafe 3ü 1arada'' renginde olduğu konusunda bile ikna edememiştim henüz.