bugün

3'te uyandım.
müzik dinleyerek yarınki yemek için alışveriş yapmaya, markete yürüdüm. bilirsin işte: mantar, patates, marul, makarna...
gökyüzü güneşten yana turuncuydu.
durup durup gülümsemem de bundan ötürüdür.
sonra ayık olup olmadığımı test etmek için, anayolda asvaltın ortasına çizilmiş beyaz şeritlerin üzerinde düzgünce yürümeyi denedim.
ve yürüyebildim.
ikna edemedi yine de beyaz şeritler. kolay ikna olamıyorum bu onların suçu değil. hele ki gözlerimi tam açamıyorken..
ben yolun ortasındayken arabalar mı nerdeydi? bilmem.
kimbilir.. belki beni de ezip geçmişlerdir.

sonra koştum. ben hep koşarım böyle zamanlarda.
sonra da yoruldum, ben hep yorulurum böyle zamanlarda.

beni gideceğim yere kadar bırakabileceğini söyleyen bi adam yüzünden karşı şeride geçtim.
''hayır, teşekkür ederim.'' dememe rağmen benden yüz metre uzakta arabasını sağa çekip tekrar beklemeye başladığını görmemle aynı zamana denk gelir bunu yapmam.
benim suçum değil ki, o da kolay ikna olmuyomuş.

gülümsedim, geçtim.
sadece yorgunluğumu ikiye katlıyo böyle insanlar..
buna sebep olduğu için Mr.Gerizekalı'nın kendisini yerden yere atması dileğiyle..

haydar haydar

bilirsin bazen olur..
sabah uyanınca diline nerden dolandığını bilmediğin bi şarkı takılır.
içinden bi ses uyanır uyanmaz başlar şarkıyı söylemeye, sen devam ettirirsin gün boyu.
yani sende olmuyosa bilemem, benim olur hep.

peki sabahın bu saatinde içimdeki sesin ''haydar haydar'' türküsünü söylemesi?

haydar da kim?



[ayrıca sabahın bu saatinde anladığım üzere, mert kocagöz gibi insanların hala yaşıyor olması ne kadar da üzücü.
sevgili mert kocagöz; olur da google'da ismini arama gibi bi saçmalık yapar da, birgün bu blogu bulursan, senin bi pislik olduğunu düşündüğümü bilmeni isterim. üzgünüm ama sanırım sen bi zavallısın evlat.]

asansörde bari sus!

bugün büyük bir alışveriş merkezinde, zaten 10dakikalık olan işimi daha da çabuk halletmek için bindiğim asansörde, çok pis anladım ki asansörde konuşmamam gerek kurabiye. özellikle kendi kendime ve tanımadığım birisiyle kesinlikle konuşmamalıyım. hatta bant falan yapıştırmalıyım binmeden ağzıma. abartmıyorum kekini kabartıyorum.
off çok kötüydü.. resmen asansör faciası.

şimdi şöyle açıklayayım öncelikle: alışveriş merkezinde zemin kat, bodrum katlar dahil toplam beş kat var. ve benim işim en üst katta. katların derecelendirmesi 2, 1, 0, -1, -2 diye. şimdi siz bu eksilere aldanıp da bu katları yerin altında sanmayın, zira 3 kattan da giriş var alışveriş merkezine. (bknz: -2, -1, 0)

asansöre binip çıktım ve işimi halettikten sonra tekrar alışveriş merkezine girdiğim kata inmek için asansörü beklemeye başladım. asansör geldi, kimse yok içerisinde. ben bu sırada kapının ağzında durup, arkamda asansöre binmeye çalışan yakışıklı adamdan habersiz ''hangi kattı acaba? -1di heralde, yok yok yaa -2ydi...''diye sesli sesli düşünüyodum ve yine bu çelişkiler içinde adamdan habersiz -1e de -2 ye de basmış bulundum. (bu arada ben katları numaralandırma işine, başında eksi bulunan rakamlar girince feleğimi şaşırıyorum, kafam karışıyo, sürekli çelişki yaşıyorum: hangisi garajdı, lan yoksa yine depoya falan mı iniyorum o kadar aşağıda değildi falan falan...) içeri geçtim, asansör kalkışa hazır diye düşünürken adamı farketmemle renkten renge girmem aynı zamana denk geliyor sanırım, hıhı evet evet aynen öyle oldu. adamcağız benim bastığım katlardan birinde inecek belli ki, hiçbir tuşa basmadı -hem zaten herkes benim gibi mi bulduğu her kat numarasına bassın-. asansör hareket etmeye başladı ve tahmin ettiğiniz gibi -1 de durdu. kapı açılır açılmaz anladım ki benim ineceğim kat -2!! damn it. ben kapıya bakarken hissettim ki adamım da bana bakıyo. bakar tabi!! iki tuşa da ben basmışım, asansörde ikimizden başka kimse yok ve numarası -1 olan katta inen kimse de yok! adam gözümün içine içine bakarken,
benim dudaklarımdan gülümsemeyle karışık, dökülmesini birtürlü engelleyemediğim sözcükler:

''demekki -2ymiş..''

önce derin bir sessizlik oldu.
asansör yerin diplerine doğru çekti beni orda hissettim.
üstelik ne tuhaftır(!) hiç bu kadar iyi hissetmemiştim.
sonra naif bir gülümseme.
sonuç: -1den -2ye inene kadarki o kısacık aralıkta beraber gülüşmeler.
ama ben yalancıktan güldüm.
sırf cool görünüp durumu toparlamak için.
ama o adamın bu durumu yuttuğunu hiç sanmıyorum.
bazen şu dilimi ameliyatla aldırmak istiyorum!

asansörde konuşmayın ve rica ediyorum biner binmez kolunuzu iki yanınıza alıp yüzünüzü kapıya dönmeyin. hakkaten bi tuhaf olmuyo mu sizce de, yuvarlak falan oluştursanız daha iyi olmaz mı?..

üzüm yiyelim.

I can do it?

genelde ailecenek yapılan tatil faslını, yarın bi başıma gerçekleştirmek üzere amasraya gidiyorum. gidip de bidaha ankaraya dönmeyesim, ordan da las vegas'a, las vegas'tan da prag'a gidesim, dönüp de ankarayı görmeyesim var. (I can do it?)
yine de herşeye rağmen gelirsem(!), kızılay meydanında ankaraya kuscam.
yoncaları dört yapraklı sanmaktan usandım artık.
''eve git beni daha lunaparka götürmedin..''

kumandayı ver

''hala uykulu hala sakin..
bak hala ölmedim.
sinirler midelere
alıştık boş sözlere...
.....
kim söyledi sana?
'aşk sanattır'?
bilmiyormuydun, sadece besindir.
taze ve bayat
neylersin
buymuş hayat...
yalnızlıklar,
peşin ödenmiş faturalar...
evlerimiz ufaktı; kitaplar, egolar, karıncalar vardı.
gece yalnızlıklar, bazen alo'lar, yataklar karargahtı..
dost muyduk düşman mı zap meydanında,
bu kanaldan sıkıldık nerde bu kumanda,
bakarken;
ekranda hayatlara
rekorlar kırmıştık yüksek atlamada,
mahkum olduk şimdi düşmüş çıtalara...
bitmişse bitmiştir ısrar etmenin ne anlamı var,
bu kanaldan sıkıldık, nolur uzatma
kumandayı ver...''

harika insan=cenk taner/ cenk taner=harika insan.

bana kek yaptımm..

owww sanırım deliriyorum kurabiye. sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırdım. şaşırttım yani iyice, zıvanadan çıktım. evde kimse yok. acıktım, ne yiyeceğimi bilemeyip bana kek yaptım az önce. kendimi odama kilitleyip örgü örüyorum saatlerdir. düşünmekten beynim iflas etcek, dumanlar çıkcak falan.. bugün dudaklarımı sevdiğime karar verdim. birsürü fotoğraf çektim. ben giderim o gider arkamdan tın tın eder. hoşçakal şimdilik. (-tabi kalabilirsen.) ben bi balkondan atlayıp geliyorum hemen.
laa la la la la la laaaaaaaa la la la la la laaaaaaaaaaa laa la la la la la laaaaa...

karıncalara ithafen...

Az önce elçinle mest ola ola çitlediğimiz çekirdeklerin kabuklarını farkettim ki yerlere atmışız. bende elektrik süpürgesiyle hepsini yeryüzünden silmek istedim ama sanırım bunu yaparken, yediğimiz cipsin kırıntılarını eve çocuklarını doyurmaya götüren 3 karıncayı da süpürgenin içine çekmiş bulundum yanlışlıkla.
offf..tamam tamam yaa 5 kişiydiler!

ayrıca into the wild'ı onuncu izlememde gerçekten dayanamayıp gidicem sanırım.
off bide topuklu ayakkabı aldım, gittim. ne işin var gülşah senin topuklu ayakkabıyla??al sırt çantanı, giy sandaletlerini düş yola. hem sen sandaletlerinle bile bilmem kaç kere düşme tehlikesi yaşamış son derece sakar bi insansın. bu ne cesaret?. kınıyorum seni burdan. gitgide bi acayip oluyosun. hani hukukçu olunca kıyafet yönetmeliğini falan değiştirtcektin!

yaa o değil de zavallı karıncalar kendilerini karadelik yuttu falan sanıyorlardır şimdi.

Umur Samaz

Dün pikniğe gittim kurabiye. Sınavların da bitmesiyle, nasıl bir enerji patlaması yaşadıysam daha yeni kendime geliyorum. Öyle çok hoplayıp zıplamışım ki: 12 saat uyudum; yetmemiş olacakki akşam 7den beridir de uyuyorum yeni uyandım. Kafam, gözüm, kolum... Kaşım bile ağrıyor lan...

Gün Olur...

Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!...
Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur, başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...
*
seni çok sevdiğimi bilmen gerekiyor.

Gidesi Gelip Gidemeyenin Dramı


Aklımın mantığa giden tarafını kasıtlı olarak kapatıyorum bazen. Anlamak istemiyorum niye gidemediğimi, düşünüyorum bi insan gitmek istedikten sonra niye gidemesin. Bazen gidemiyo işte, ne acıdır isteyip de hemen yapamamak.
Prag'a gitmeyi de ne çok istedim bilemezsin bal böceği. Gideyim de, Charles köprüsünde hiç olmadık bi dilek tutayım, gerçekleşmeyince de kendimi Vitava'nın durgun sularına atayım.