''en fazla ne kadar güzel bi ceket yapabilirler ki yani...hayır yani en fazla ne kadar güzel olabilir bi ceket..'' diyerek dünyadaki tüm güzel ceketlerden ve tüm güzel ceket giyen çocuklardan vazgeçirmeye çalışıyorum kendimi bazen. ama dostum ceketi çok güzel olan adamlar bir türlü,
BİR TÜRLÜ TÜKENMİYOR!
*
bugün burak, ''biri gelip seni bana sorsa, iç dünyası çok kalabalık, çok ruh halli bir insan derim'' deyince, önce bi ağzına vurdum, sonra da ''öyle değil; çok naif, çok tatlı bir kızdır diceksin.'' dedim.
iyi demiş miyim.
çok ruh halli ne demekse.
HAYIR NE DEMEKSE ÇOK RUH HALLİ.
studying
okulun ineği olmaya karar verdiğimden beri çıldırmış gibi davranıyorum.
yoo dostum yoo..''mevzuat ahmet''e rakip falan olmayacağım. demek istediğim, hem sürtük hem inek olma özelliğine sahip nadir insanlardan olduğum için bunu zaten yapamam. çünkü ahmet, günaydın demeyi bile bilmezken, hocanın hatırlayamadığı kanun maddesini, madde numarasıyla birlikte laaapss!! diye hocanın alnına yapıştıran insanlardan.
çünkü ahmet allağa emanet iken,
benim çıldırışlarım, yalın ayak çimlerde koşmakla sonuçlanıyor.
anlatabiliyor muyum.
yoo dostum yoo..''mevzuat ahmet''e rakip falan olmayacağım. demek istediğim, hem sürtük hem inek olma özelliğine sahip nadir insanlardan olduğum için bunu zaten yapamam. çünkü ahmet, günaydın demeyi bile bilmezken, hocanın hatırlayamadığı kanun maddesini, madde numarasıyla birlikte laaapss!! diye hocanın alnına yapıştıran insanlardan.
çünkü ahmet allağa emanet iken,
benim çıldırışlarım, yalın ayak çimlerde koşmakla sonuçlanıyor.
anlatabiliyor muyum.
ninni
gece, elimde kitap, uyumak üzereyim.
demek istediğim, kitap her an yüzüme kapaklanabilir.
annem olası kapaklanmaları engellemek istiyor olacak ki, yanıbaşımda durmuş saçlarımla oynuyor.
demek istediğim, annem kahküllerimi bir o yana bir bu yana savurup duruyor.
kahküllerimin alnım dışında bir yerlerde durması tabi ki de hoşuma gitmiyor. ama yeterince mayışıkken, kahküllerimi alıp kaçsalar, kaçırılan kahküllerimi umursayacağım konusunda endişeliyim.
annem diyor ki:
''kahküllerini böyle yapınca Fred Çakmaktaş geliyor aklıma.''
...
?
demek istediğim, kitap her an yüzüme kapaklanabilir.
annem olası kapaklanmaları engellemek istiyor olacak ki, yanıbaşımda durmuş saçlarımla oynuyor.
demek istediğim, annem kahküllerimi bir o yana bir bu yana savurup duruyor.
kahküllerimin alnım dışında bir yerlerde durması tabi ki de hoşuma gitmiyor. ama yeterince mayışıkken, kahküllerimi alıp kaçsalar, kaçırılan kahküllerimi umursayacağım konusunda endişeliyim.
annem diyor ki:
''kahküllerini böyle yapınca Fred Çakmaktaş geliyor aklıma.''
...
?
ineniel
''şişme yatağın inme sesiyle uyandırılmak'' diye bir şey var(mış).
düşünün ki şişme yatakta yatan sizsiniz, sabah uykusuna bayılıyorsunuz ve siz yeni doğmuş bebek edasıyla uyurken, 30lu yaşlarında bir adam (adamın yaşına dikkat edelim lütfen), yattığınız yatağı indirmeye başlıyor.
düşünün ki şişme yatakta yatan sizsiniz, sabah uykusuna bayılıyorsunuz ve siz yeni doğmuş bebek edasıyla uyurken, 30lu yaşlarında bir adam (adamın yaşına dikkat edelim lütfen), yattığınız yatağı indirmeye başlıyor.
gözlerinizi açıyorsunuz,
elektrik süpürgesiyle ev süpürme sesi gibi bir ses,
failin (eğlendiğine dair delil oluşturan) kahkahaları,
ve allah kahretsin, bunların yanında bide o yatak durmadan iniyor!!
mutsuz bir adamı mutlu edebilmek için, kolilenmiş halde bulunan 3000küsur kitabı tek tek kolilerinden çıkarıp kitaplığına yerleştirmeniz gerekiyorsa, size tavsiyem; her şeyi orda bırakın ve koşarak ordan uzaklaşın.
inanın bana her şey belinizin sağlığı için,
adamı öylece bırakın.
bırakın adam mutsuz kalsın.
ama tabi her şeyden, hepsinden önce,
bir şişe şirince şarabına kanmamayı öğrenmeniz gerekiyor.
cici istanbul
gülhane parkında oturmuş, ayrıntılı bir şekilde, çamlıca tepesinden ortaköy'e nasıl teleferik yaptıracağımı anlatırken depremler oluyor.
bazenleri ortaköy trafiğine bacağım girsin istiyorum.
çünkü cehennemin dibinden beşiktaş'a gelip, beşiktaş'tan ortaköy'e bir türlü gelemiyorum.
çünkü ortaköy muş'un bir ilçesi: giden gelmiyor, gelen gidemiyor.
...
bazenleri ortaköy trafiğine bacağım girsin istiyorum.
çünkü cehennemin dibinden beşiktaş'a gelip, beşiktaş'tan ortaköy'e bir türlü gelemiyorum.
çünkü ortaköy muş'un bir ilçesi: giden gelmiyor, gelen gidemiyor.
...
şimdi her şeyi bir kenara bırakalım, ŞEHRİN İÇİNDEN DENİZ GEÇİYOR TANRI AŞKINA.
kendime vapur alacağım.
kadın
36 beden giyen bir insan olarak, çok beğendiğim ve 36 bedeni kalmadığı için, nefes almamayı bile göze alarak 34 bedenini aldığım eteğin içindeyim şu an. nefes almıyorum.
kaburga kemiklerim için endişeliyim.
hapşırmak veya ani bir öksürük sonum olabilir.
ölürsem, etekten öldü dersiniz.
kaburga kemiklerim için endişeliyim.
hapşırmak veya ani bir öksürük sonum olabilir.
ölürsem, etekten öldü dersiniz.
vat vil vi du.
hatta ve hatta,
18:40 sularında kadıköy'de çekilen fotoğrafların hepsinde,
arkada topuklu ayakkabılarıyla kabataş iskelesine doğru koşan kız olarak, alakasız bir şekilde yer alıyor oluşuma sebebiyet veren 18:45 beşiktaş vapuruna bile,
içten içe sevgi besliyor olabilirim.
buyrun,
burdan başlayabilirsiniz yakmaya.
18:40 sularında kadıköy'de çekilen fotoğrafların hepsinde,
arkada topuklu ayakkabılarıyla kabataş iskelesine doğru koşan kız olarak, alakasız bir şekilde yer alıyor oluşuma sebebiyet veren 18:45 beşiktaş vapuruna bile,
içten içe sevgi besliyor olabilirim.
buyrun,
burdan başlayabilirsiniz yakmaya.
iyi akşamlar engin bey. çok güzelsiniz.
10.07.2011-pazar
kahramanlar: okan, gülşah, güleryüzlü doğaç ve ''engin bey''.
.doğaçlama bir günden.
...
5 gibi buluşup bebek'e gidiyoruz.
oltalara takılmadan boğaziçi üniversitesine ulaşmamız gerekiyor.
hisardan aşağısı, denize kadar mezarlık.
hisara çıkıyoruz.bir mezar taşında aynen şöyle yazıyor:
mezarlıktaki tek ses benim sesim,
sesimin vücut verdiği tek cümle bu olunca,
-yapacak daha iyi bir işimiz olmadığından-
gülüşüyoruz.
merdiven ve yokuş yüzünden kesilen soluğumuz neşemize engel değil;
mezarlıkta hoplayıp zıplayan insanlar oluşumuzsa tamamen bizim sorunumuz.
yeterince yüksekte olduğuna kanaat getirdiğimiz bir mezarın kenarına oturuyoruz;
boğaza nazır yatan ölülerin içinde, dikenlerin çizdiği 6 bacak, denize doğru sallanıyor.
çocukken pilot olmak isterdim, şimdi yükseklikten başım dönüyor.
biz engin bey'den konuşup,
gülüşmeye devam ederken,
müzik sesleri eşliğinde bir tekne geçiyor boğazdan.
ironi diyorum, böyle bir şey.
teknede düğün var.
gelini seçebiliyorum,
damat görünmüyor.
...
öldüğüm günün gecesi mezarımın başına gelip havaifişek patlatmazsanız iyi bir ölü olmam.
çünkü öncelikle, her şeyi bir kenara bırakıp,
güzel yaşadığım için bir kutlama yapmanız gerekiyor.
kahramanlar: okan, gülşah, güleryüzlü doğaç ve ''engin bey''.
.doğaçlama bir günden.
...
5 gibi buluşup bebek'e gidiyoruz.
oltalara takılmadan boğaziçi üniversitesine ulaşmamız gerekiyor.
hisardan aşağısı, denize kadar mezarlık.
hisara çıkıyoruz.bir mezar taşında aynen şöyle yazıyor:
''İyi Akşamlar.iyi akşamlar engin bey diyerek geçiyorum önünden.
Engin Onur.''
mezarlıktaki tek ses benim sesim,
sesimin vücut verdiği tek cümle bu olunca,
-yapacak daha iyi bir işimiz olmadığından-
gülüşüyoruz.
merdiven ve yokuş yüzünden kesilen soluğumuz neşemize engel değil;
mezarlıkta hoplayıp zıplayan insanlar oluşumuzsa tamamen bizim sorunumuz.
yeterince yüksekte olduğuna kanaat getirdiğimiz bir mezarın kenarına oturuyoruz;
boğaza nazır yatan ölülerin içinde, dikenlerin çizdiği 6 bacak, denize doğru sallanıyor.
çocukken pilot olmak isterdim, şimdi yükseklikten başım dönüyor.
biz engin bey'den konuşup,
gülüşmeye devam ederken,
müzik sesleri eşliğinde bir tekne geçiyor boğazdan.
ironi diyorum, böyle bir şey.
teknede düğün var.
gelini seçebiliyorum,
damat görünmüyor.
...
G.
öldüğüm günün gecesi mezarımın başına gelip havaifişek patlatmazsanız iyi bir ölü olmam.
çünkü öncelikle, her şeyi bir kenara bırakıp,
güzel yaşadığım için bir kutlama yapmanız gerekiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
