şebnem, alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz.
şebnem uzaya baharın gelmesi, seni bulmama bağlı.
şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım.
şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.
şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı...


Murat Menteş

mama

gecenin kör vakti, Hıdırellez sevdalısı anneme uyup, bahçedeki gül ağacının dibinde pijamalarımla dikiliyorum. hava soğuk. annem iyi bir şeyler yaptığına o kadar inanıyor ki, çok kısa bir süre sonra sadece susmakla yetinir hale geliyorum.
dileğinin ne olduğunu soruyorum; sağlık, huzur ve mutluluk üçlüsünden oluşan klişesiyle capcanlı dikiliyor annem karşımda,
hava yeterince karanlık.
''mutluluk, sağlık ve huzur''un resmini yapamayacağından, anneme yere kalp çizmesini öneriyorum. Hızır anlar diye de ekliyorum, az ciddiyim. annem gülüyor ve bulduğu bir dal parçasıyla, çizemediği mutluluğu büyük harflerle yere yazıyor.
...

birazdan anneme -yaklaşık olarak yarısını benim yiyeceğim- şahane bir pasta yapacağım.

tanrı aşkına anneler günü kutlu oluyor burda!!!

gecikmeli yazı

her sınav dönemi ömrümün sonuna kadar sınava girecekmişim gibi,
her sınav dönemi sonrası bir daha hiç sınava girmeyecekmişim gibi davranmasam her şey yoluna girecek.

yorulduğum kadar da yoruyorum,
ama sonuç olarak sınavlar bir kez daha bitti.

şimdi,
halay mendillerini göreyim?

her gün yeni bir ibret

onu ısrarla bir kadınla aynı ortama sokmaya çalışan arkadaşlarından, beni sevdiğini söyleyerek kurtulan bir arkadaşım var.

böyle sıkıştığı her konuda beni öne sürüyor piç.

insanlara beni ne kadar çok sevdiğini anlatıyor; hatta kabul etsem evlenmek istediğini, benden başka kimseyi istemediğini, benim de onu istemediğimi ve bu yalnızlıktan memnun olduğunu söylüyor.
ve insanlar inanıyor.

birçoğunu tanımadığım halde, ismen veya cismen bilindiğim birsürü insanın gözünde, onun sevdiği acımasız kadın olarak her geçen gün sükse yapıyorum.

o yüzden,
en kısa zamanda okuluna uğrayıp, acımasızlığımı, suratının ortasına
2-3 tokat patlatmak suretiyle görsel açıdan da pekiştireceğim.

insanlar gözleriyle görmeden yeterince inanmazlar nitekim.

elma değil bu yediğimiz galiba.

''öğleden sonraki derse geç kalmak'' dediğimiz bir olgu var.

gece geç yatmışsınız, yatmadan önce sabah erken uyanıp, duş almak, uzun uzun kahvaltı yapmak gibi güzel şeyler düşünüyorsunuz.

sonra uyanıyorsunuz; evden çıkmanız için sadece 45 dakikanız var.
eğer kafası sağlam bir insansanız, bunun bilincine vardığınız anda yataktan fırlamanız gerekir.
ben,
yorganı kafama çekip 5dakika boyunca ne yapacağımı düşünüyorum.

13:30dan 15:30a yalnızca 2 saat dersim var.
gitmeyebilirim.

yine de gitmeye karar veriyorum ve 40 dakikam var:
duştan çıkıyorum 20dakika,
saçlarımı kurutuyorum 10dakika,
gömleğimi ütülemem lazım, ojelerim..

15dakika geç çıkıyorum evden.
uzun uzun kahvaltı yapma hayalim, ''saç kuruturken mısır gevreği yemek'' şeklinde gerçekleşmiş olsa da nihayet yoldayım.

erken kalkan yol alır hadisesine inanıyorum.
güne nasıl başlarsan öyle gider klişesine de inanıyorum. kahvaltıda çay içerken dilimi yakarak güne başlıyorsam, bu o gün otobüsleri kaçıracağım anlamına geliyor olabilir.

okuldayım.
derse giriyorum; gömleğim yeterince ütülü.
saçlarımı topluyorum.
karşılıksız yararlanma suçundan bahsediyoruz iki saat. ders bitiyor.
emrullah'la bir yerlere gidiyoruz.
bir süre yürüyoruz ve emrullah kusmaktan korktuğunu söylüyor.
hayır midesi falan bulanmıyor.
emrullah çok küçükken bir defa kusmuş, hayatında bir kez kusmuş ve bana kusmak nasıl bişey diye soruyor.
çünkü ben adım başı kusuyorum. gerizekalı.
''kusmak çok güzel bişey''

kitap kurdu'na oturuyoruz.
emrullah her zamanki gibi, küfür ettiğim için bana kızmakla meşgul.
oralet istiyorum. portakallı.
emrullah kız kısmısı öyle konuşmaz diyor.
anlıyorsunuz değil mi,
çünkü adamın adı ''Emrullah''.

emrullah'ı severim. zaman zaman başıma birtakım işler açıyor ama yapcak bişey yok.
geç kalmaları sevmem.

şimdi,
bütün bunları, bir yere varacakmışım gibi anlatmama diyecek sözünüz yoksa gidip ders çalışacağım.

DAĞILIN, KIZ BİŞEY ANLATMIYOR AMK.

içindeki kahveyi içtiğim fincanla olan münasebetim yürek burkuyor:

fincana bakıp ''akıllı salak'' olduğumu bilen falcının,
daha sonra fincanın altlığını eline alıp, ortası beyaz olan şekli bana göstererek: ''bak bu senin yüreğin, bu da içindeki boşluk.'' demesini ne yapacağız.

?

yazdığı ''ortaklıklar hukuku'' kitabını ''ağabey ve ablalarına'' ithaf eden bir adamın, hayatının kaldırabileceği ekşın kapasitesini düşünüyorum.
benimkinden de sıkıcı bir hayatının olduğunu düşünmem belki de onun suçu, bilmiyorum.
ama şimdi bir düşünün: eş değil, çocuk değil, anne-baba değil.
''ağabey ve ablalar''

-günün birinde herhangi bir kitap yazacak olursam, kitabımı; yenmediği için çürüyen tüm vişnelere, pencerelerden giren güneş ışığının oluşturduğu tüm dörtgenlere falan ithaf ederim.

DO NOT TALK ABOUT FİGHT CLUB

''Bir kaç yara izim olmadan ölmek istemiyorum, diyorum ona. Bozulmamış güzel bir bedene sahip olmak hiçbir şey değil artık. 1955'te oto galerisinin vitrininden çıktığı günkü vişne rengiyle ortalıkta dolaşıp duran o arabaları her gördüğümde içim burkuluyor.''

Chuck Palahniuk/Dövüş Kulübü

Fight Club Pictures, Images and Photos

Chuck, kitaplarından herhangi birini okuyup bitirdiğim anda, başıma bir silah dayayıp beynimin parçalarıyla duvara resim yapar.
bu onun kurallarından biri,
son kelimeyi okuyorum ve: BAM!

Chuck özüme nüfuz eder.

Chuck sürekli olarak beynimin ırzına geçmekten çekinmez.


Chuck'a akıllı olmasını tembihleyemezsiniz, çünkü bilirsiniz ki, o akıllı oldukça siz delireceksiniz.

Chuck neyi neden yaptığını bilmez.
Chuck sizin mükemmel derken neyi kastettiğinizi bilir ve bu yüzden yazdığı adamlara aşık olursunuz.
ve onlara aşık olmaktan vazgeçerseniz, bir daha aşık olamamaktan korkar; bu nedenle onun, beyninizi tekrar tekrar ve tekrar yakmasına izin verirsiniz.
bu böyledir:
Chuck spermlerin ne düşündüğünü merak eder.

Chuck, içinizdeki gitme arzusunu tetikler,

ve siz
hiçbir yere
gidemezsiniz.

~

bu yazdıklarımı okuduğu ve yarın bigün bunu da okuyacağını bildiğim için, ilk kez burdan birine bişey söylemek istiyorum:

erdem,
seni çok sevdiğimi bil.