h'istanbul için gülşah vakti.

şurda bahsettiğim 13dersin, 13ünün birden belasını vermiş olmamı mütakiben başlayan sömestr çılgınlığım aynen devam ediyor. öncelikle şunu söyleyeyim; aksilik üstüne aksilik, kahır üstüne kahır yaşadığım 27 ocak 2012 gününü geride bıraktığımız için çok mutluyum. o yüzden şimdi ben istiyorum ki burda lanet olası kar yüzünden çektiğim çilelerden değil de, pek sevgili dostum erdem'in "geliyosun. bitti-nokta." şeklindeki emrivakileri neticesinde, o kadar işimin arasında gittiğim ahmet aslan konserinin ne kadar mükemmel geçtiğinden bahsedeyim. erdem'in beni kederden kedere salışını değil, ahmet aslan'ın peygamber edasıyla saz çalışını anlatayım size ben. oturup, istanbul'u hayvan gibi özlemişken, bu sabah istanbul'a gidecek olmamdan konuşalım mesela, 2012 hakkında büyük hissediyor olmamın şahane sonuçlarından bahsedelim ne bileyim.
böyle bazen her şey güzel oluyor. en sevilen bazen'ler bu bazen'ler olsa da; her şeyin güzel olmadığı bazı bazen'ler, güzel olmayan kısımlar umrunuzda olmadığı vakit yine aynı şey oluyor.
bazen bişey bekliyorsunuz ve bişey oluyor.
bazen beklemediğiniz şeyler oluyor.
sürekli bişeyler oluyor,
çok değişik değil mi lan.




"you still have the keys?"
"yeah.. I always remember what you said about never throwing them away, about never closing those doors forever. I remember."
"sometimes, even if you have the keys, those doors still can't be opened. can't they?"
"even if the door is open, the person you're looking for may not be there, katya."