olanla olunmaz.

travmalara tur bindirdiğim günlerin sizlere selamı ve bilmeniz gereken bir şey var; bu yazıyı biten sevginin nereye gittiğini merak edenler için yazıyorum. 


oyunun içindeyken düzen nizam nedir bilmediğim için doğaçlamayla sona erdirdiğim her oyun, senaryoya bağımlı kalmanın verdiği güvenden yoksun ve bir o kadar da riskli bir şekilde sonlanıyor. güzel ya da çirkin. iyi ya da kötü. komik ya da değil. her halükarda, süprizleri sevmeyenlerin tahammül edemeyeceği türden oyunlar oynuyorum. senaristlere yaşattığım krizler için özür dilerim, aramız ezelden beri iyi değil. ama izninizle sezar'ın hakkı konusunda bir iki şey söyleyeceğim; eline tutuşturulan metinleri, gelebilecekleri en güzel yere getirdiğinden emin olan, iyi bir oyuncuyum. çünkü basit 1-2 cümle yetecekken, egolar yaralanmasın diye tasarlanıp, kalkan niyetine yazılan sayfalar dolusu saçmalığın gelebileceği en güzel yer, ne yazık ki burası. hatta, mühim olan her şeye mühim değilmişçesine gösterdiğim tepkilerden usanarak ettiğim ilk itiraf da bu olsun; her şey öylesine mühimdi ve benim o kadar çok midem bulanıyordu ki, daha fazla dayanamayıp, çirkinleşeceğimi bile bile dünyanın hatasını yaptım-yapıyorum. ama gelin görün ki, pişman olmama izin vermedikleri her an duyarsızlık kentinde ikamet ediyorum ve şu sıralar, tüm bu olanlar için üzgün olmayışıma üzülmekle meşgulum. 


okul hayatınız boyunca kaybedip de bulamadığınız silgileri düşünün, abrakadabra! ararsınız ama asla bulamazsınız hani, az önce ordaydı'lar ama şimdi yok!'lar; biten sevginin nereye gittiğini bilmiyorum ama kaybettiğiniz bütün o silgiler her nerdeyse, onlar da orda bir yerdeler eminim. 


gidin ve kendinize bir adet tükenmez kalem satın alın.


-görüşmek dileğiyle.

Hiç yorum yok: